May 12

TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI?

TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI?

2006 Yılında” Çocuklarda ve Gençlerde Artan Şiddet Eğilimi ile Okullarda Meydana Gelen Olayların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla” Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Hakkını teslim etmek gerek, TBMM Araştırma Komisyonu çok ciddi çalıştı ve yüzlerce sayfalık harika bir rapor hazırladı. Ne yazık ki; Türkiye geleneği olarak o raporda bir daha kapağı hiç aralanmamak üzere Meclis’in tozlu rafları arasındaki nadide yerini aldı!..

***

TBMM Araştırma Komisyonu’nun raporundaki, tespitler ve öneriler dikkate alınıp gerekli çalışmalar eksiksiz yapılsaydı ne olurdu?.. O rapordan bazı alıntılar yapıp, sorunun cevabını sizlere bırakalım…

Raporun ÖNSÖZ’ünden;

-Şiddet, özellikle son yıllarda dünyada ve ülkemizde sadece şiddeti uygulayan ve şiddet ile karşılaşanları değil toplumun her bireyini dolaylı ya da doğrudan etkileyen çağımızın en önemli toplumsal sorunlarından biridir.

Türkiye’de şiddet ve şiddete bağlı sorunların hızla artması ve bu kapsamda, şiddet olaylarının çocuk ve gençleri de içine alan bir problem hâline gelmesi; karar vericilerin, hizmet sunucuların, ailelerin ve toplumdaki her bireyin ivedilikle bir şeyler yapması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

***

-“Silah Taşıma ve Çete Üyesi Olma” başlığından;

Gençlerin %9,2’si delici-kesici alet taşımakta (erkeklerin %13,1 ve kızların %4,3), ateşli silah taşıma %5,9 (erkeklerde %8,5 ve kızlarda %2,6) ve çete üyesi olma %7,7 (erkeklerde %10,6 ve kızlarda %4,1), şeklinde bulunmuştur. Şiddet davranışlarında önemli bir etken olarak tespit edilmiştir.

Gençler arasında yaralanma ve şiddet davranışları açısından riskli davranışlar oldukça yaygındır. Her 10 gençten biri delici-kesici alet, her 20 gençten biri ateşli silah taşımakta ve her 12 gençten biri de çete üyesidir. Bu tablo gençlerin şiddet ile ilgili ortamlarda bulunduklarını göstermektedir.

Gençlerin silaha ulaşmalarının engellenmesi, toplumda genel olarak silaha ulaşma ile ilgili yasal durumun güçleştirilmesi ile sağlanabilir. Toplumdaki bireylerin silah sahibi olmalarının azaltılması gençlerin silaha ulaşmasını sınırlandıracaktır. Bu konu ile ilgili değerlendirmelerin yapılması ve önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

Gençlerin silah ve şiddet arasındaki ilişki konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Toplumda silaha bakış açısının değerlendirilerek, “silah” taşıma ve bulundurmanın “şiddet” nedenleri arasında yer aldığının vurgulanması gerekmektedir.

Evlerinde silah bulunduran ebeveynlerin, silahların evden çıkmasını sağlamaları gerekmektedir. Ebeveynler, evden silahı uzaklaştırmıyorlarsa çocuklarının silah bulundurdukları konusunda bilgi sahibi olmamalarını ya da ulaşmalarını engelleyici tedbirleri almaları gerekmektedir.

Okullarda silah taşıma ve çete etkinliklerinin olma durumunun izlenmesi gerekmektedir.

***

-Öneri ve sonuç bölümünden;

-Çocuk ve Gençlerde Şiddetin Azaltılmasına Yönelik Müdahale Programları Planlanmasına Katkı Sağlayacak Bulgular

Çalışma bulguları çocuk ve gençlerde şiddetin önlenmesine yönelik programların nerelerde, hangi kaynak ve yöntemler kullanılarak yapılabileceği konusunda da önemli veriler sağlamıştır;

Cezaevine girmeden önceki yaşamlarında çocukların, boş vakitlerini ağırlıklı olarak arkadaşları ile gezerek, daha az sık olarak da erkeklerin kahve/internet kafeye giderek, kızların ise gazete/dergi okuyarak geçirdikleri saptanmıştır. Boş vakitlerinde “ders kitabı dışında kitap okuma” ya da “kültürel aktivitelere katılma” oranları istenenin altındadır. Çocuk ve gençlerin boş vakitlerini kendilerine olumlu yaşam becerileri kazandırabilecek, spor ve kültürel faaliyetlere ağırlık veren tarzda, değerlendirebilmeleri için gerekli ortam ve fiziksel şartların sağlanması çocuk ve gençler arasındaki şiddet davranışlarının azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Bu faaliyetlerin içerik ve niteliklerinin belirlenmesine yönelik araştırmalar yapılarak, toplumda çocuk ve gençlere yönelik boş vakit değerlendirme olanakları artırılmalıdır.

Çocukların zamanlarını hangi ortamlarda nasıl geçirdikleri hakkındaki bu tür bilgiler çocuklarda şiddetin önlenmesine yönelik müdahale programlarında çocukların bir arada bulunabileceği mekanlar ve aktarılmak istenen mesajların yayılabileceği kaynaklar hakkında yol gösterici niteliktedir ve değerlidir. Öte yandan, çalışmanın niceliksel vasfı ve cevapların kapalı uçlu olarak alınması gerekliliği, çocukların arkadaşları ile zaman geçirirken neler yaptığı, birbirlerini etkileme özellikleri; internet kafelerdeki etkilenimleri ve ilişkileri, internette hangi siteleri kullandıkları; ya da okudukları gazete ve dergilerde ilgilerini çeken konular benzeri bilgilerin alınmasına olanak tanımamıştır. Bu tür detaylı bilgilerin alınmasına yönelik ileri araştırmalar yapılması değerli olacaktır.

Kişilerin, şiddetin sık olduğu ortamlara katılımını kolaylaştıran veya şiddete katılımı doğrudan etkileyebilecek “risk” özelliklerinin çalışılan gruplardaki yaygınlığının saptanması ve zaman içinde takibi, ilgili toplumların şiddete “duyarlılığını” tespit etmede önem taşır. Çalışma grubundaki çocukların %40’ının sigara içtiği; %30 kadarının kumar ve/veya şans oyunu oynadıkları; cezaevi dışında iken %40’ından fazlasının delici-kesici alet taşıdığı ve yaklaşık 3 kişiden birinin ateşli silah taşıdığı saptanmıştır. Suç işlemiş çocuklar grubundaki bu “yüksek” hızlar, tespit edilen bu özellikler ile şiddet ve suç arasındaki ilişkiler hakkındaki ön bilgilerimizi destekler özellikte olup, çocukların şiddete karşı korunma programlarında bu tür “riskli” davranış alışkanlıklarının azaltılmasının önemini vurgular niteliktedir. Çalışmada çocuklar, silah taşımalarının altında yatan ana sebebi “ortamın güvensiz olmasına” bağlamışlardır. Bu anlamda, çocukların yaşadıkları sosyal çevrenin (toplum bazında) iyileştirilmesi; emniyet güçleri, okul idarecileri ve ailelerin çocukların “güvenli” bir ortamda yaşamaları için çaba harcamaları, gerekli önlemleri almaları ve bir problem ile karşılaştıklarında bunu kendilerine danışarak veya yardım isteyerek çözebilecekleri güvencesini vermeleri önem taşımaktadır.

***

-Bu bulgular ışığında,

Şiddet olaylarının ve suça itilmenin yasaklar konarak ya da ceza vererek değil; çocukların ihtiyaçları ve şikayetlerinin dinlenmesi, çözüm önerileri geliştirirken çocuk ve gençlerin “birey” olarak görüş ve katkıları ile bu sürece aktif katılımlarının sağlanması çalışmaların etkisini artıracaktır.

Şiddet uygulayan, suç işleyen veya bunlara yatkınlığı olan gruplarda bu tür davranışları önleme ve müdahale çalışmalarında başarı için ülkenin psikolojik, ekonomik, kültürel ve siyasal ihtiyaçları gözönünde bulundurularak, ülkeye özel modeller oluşturulması, geliştirilmesi, uygulanması ve sonuçlarının düzenli olarak değerlendirilip, gerekiyorsa etkinliği artırma yönünde yenilenmesi doğru olacaktır. Bu modellerin geliştirilmesinde, bu çalışmada olduğu gibi, ülke tabanlı verilerin toplanması, niceliksel ve niteliksel araştırmalar ile risk faktörleri ve müdahale etkinliklerinin başarılarının değerlendirilmesi, etkinliklerin kanıta dayalı olarak yapılmasını sağlayacak ve başarıyı artıracaktır. Son olarak, şiddet ile mücadelede başarı için “ön koşul”, disiplinler arası ortak bir anlayış, tutum ve çalışma sergilenmesi ve çalışmalarda süreklilik sağlanması olmalıdır.

***

Rapor ortada…

“İvedilikle” ne yapıldı?..

Bol şekilli ve görüntülü toplantılar… Üst perdeden atılan nutuklar… “cek”ler “cak”lar… Bugün; anneler-babalar kan ağlıyor. Pişkin yöneticiler ise ballı koltuklarında sefa sürmeye devam ediyor!..

Alıntı: Ahmet Takan

Posted in Gündem | TBMM RAPORU NEDEN RAFA KALDIRILDI? için yorumlar kapalı
May 11

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

11 Mayıs:

330 – KonstantinopolisRoma İmparatorluğu‘nun resmî başkenti oldu.

1867 – LüksemburgFransa‘dan bağımsızlığını kazandı.

1920 – Mustafa Kemal Paşa, İstanbul‘daki Divan-ı Harp tarafından idama mahkûm edildi.

1960 – Nazi savaş suçlusu Adolf EichmannBuenos Aires‘te bir Mossad ekibi tarafından kaçırıldı.

1985 – Birmingham City FC ile Leeds United arasında Birmingham‘da yapılan futbol maçı sırasında çıkan Bradford City stadyum yangınında 56 kişi öldü, 265 kişi yaralandı.

VI. Leon (ö. 912)

Salvador Dalí (d. 1904)

Bob Marley (ö. 1981)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 11

ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER

ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER

“Anne sevgisi, her şeyin üzerindedir. Anne sevgisi, hiçbir şeyle değişilmez, hiçbir şeyle ölçülemez.” – Ömer Hayyam

“Anne sevgisi, hiçbir şeyde bulunmayan bir güzelliktir.” – Ahmet Hamdi Tanpınar

“Bir kadın, dünyanın en yüksek dağına bile tırmanabilir ama anne olabilmesi için bir çocuğun kalbine girmesi gerekiyor.” – Sait Faik Abasıyanık

“Anne, her zaman seni anlar, seni dinler ve sana güvenir.” – Cemal Süreya

“Annelik, dünyanın en büyük zevklerinden biridir.” – Halide Edip Adıvar

“Bir anne için çocuğunun mutluluğu, dünyadaki en büyük mutluluktur.” – İbrahim Şinasi

“Bir annenin sevgisi, çocukların güneş ışığıdır.” – Necip Fazıl Kısakürek

“Anneler, insanı insan yapan en önemli varlıklardır.” – Ziya Gökalp

“Anne, yaşamın devamıdır ve hayatın en güzel anıdır.” – Yahya Kemal Beyatlı

“Bir anne, evladını dünyaya getirirken, aynı zamanda ona sonsuz sevgisini, fedakarlığını ve özverisini de verir.” – Ziya Gökalp
“Bir anne, kendi hayatını çocuğunun hayatına adamış, onun mutluluğu için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmeyen kişidir.” – Cemil Meriç
“Bir milletin karakteri annelerinin karakteriyle belirlenir.” – Mustafa Kemal Atatürk

Posted in Atasözleri Vecizeler | ANNE İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER için yorumlar kapalı
May 10

TARİHTE BUGÜN

TARİHTE BUGÜN

10 Mayıs:

1497 – Amerigo VespucciYeni Dünya‘ya doğru yapacağı ilk yolculuk için İspanya‘nın Cádiz kentinden ayrıldı.

1556 – Marmara denizi depremi meydana geldi.

1872 – Victoria WoodhullABD Başkanlığı‘na aday olan ilk kadın oldu.

1981 – François Mitterrand, üçüncü kez katıldığı seçimlerde Fransa cumhurbaşkanı oldu.

1994 – Güney Afrika Cumhuriyeti‘nin ilk siyahî devlet başkanı Nelson Mandela göreve başladı.

Jean de La Bruyère (ö. 1696)

Thomas Young (ö. 1829)

Haydar Aliyev (d. 1923)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 10

28 YILLIK KEHANET(!) 1

28 YILLIK KEHANET(!) 1

Bugün, Terörsüz Türkiye diye başlayan “Üçüncü Nesil PKK Açılımı” uygulamaya sokuldu. 28 yıl önce ABD’de ortaya konan kehanetler (!) gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Tabi, Türk Milleti’ni aşabilirlerse…

Aşağıdaki yazı 15 yıl önce, 2 Ekim 2011’de MDM internet sitesinde yayınlanmıştır. 

Bugünlerde (Şubat- Mart 2026) sosyal medyada ortaya çıkan; bölücü PKK terörünü, neredeyse, kutsayan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli kitapla ilgilidir.  2021 Temmuz’unda da Pankuş Yayınları’ndan çıkan Türkiye’nin Rotası isimli kitabımda da yer almıştır (s. 31).

“Türkiye’nin Kürt Meselesi”,  CİA’nın 1998’de hazırlattığı bir rapordur. Bütüne baktığınızda bir projenin uygulama planı da denebilir. CİA’nın yan kuruluşu olan Carnegie Ölümcül Çatışmaları Önleme Komisyonu’nun bir çalışmasıdır. Başka bir CİA kuruluşu olan RAND da malî destek sağlamıştır.

Kitap, Türk Milleti’nin itirazı aşılamayınca yarım kalan önceki (2009 Habur ve 28 Şubat 2015 Dolmabahçe Sarayı) PKK açılımlarının ve 2024’te başlayıp hâlen devam eden Terörsüz Türkiye sürecinin, ya da daha doğru ifadeyle, Üçüncü Nesil PKK Açılımının rotasıdır. Anlayacağınız kahinlerin (!) 28 yıllık kehanetlerini gerçekleştirmeye çalışanlar var. Tabi, Türk Milleti’ni aşabilirlerse…

Türkiye’de olan biteni on üç yıl önceden bilen kâhinler: Morton Abromowitz, Graham Fuller, Henry Barkey 

ABD ne planlamıştı, Türkiye’de neler oluyor? Çok çarpıcı ve aynı zamanda kırıcı bir soru değil mi? Ama “Türkiye’nin Kürt Meselesi[i] kitabını okumaya başlayınca bu soru tam yerine oturuyor.

Kitabın yazarları Graham Fuller ve Henri Barkey. Bu kişilerin kimler olduğu hakkında açıklamaya gerek olduğunu sanmıyorum. Konuyla biraz(cık) ilgili olanlar için bile çok tanıdık isimler.

Kitabın ilk baskısı 1998 yılında ABD’de yapılmış, ön sözü ise 1991 yılında Türkiye’den ayrılan eski ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz tarafından yazılmış. Kitap, Türkçeye Eylül 2011’de çevrilerek Profil Yayınları tarafından basıldı.

Kitabevinde dolaşırken yazarları dikkatimi çeken, kısacık incelemede diğer alacaklarımı unutturan kitabı aldım ve çıktım. Daha ön söz(ler) ve giriş bölümünde beynime çiviler, yüreğime oklar saplandı, daraldım… İçimde volkanlar patladı. Kitabın ilk sayfasını geçemeden bu yazıyı kaleme alma ihtiyacını hissettim.

Yazarlar kendi ön sözlerine “Her şeyden önce bu bir siyasi çalışmadır” diyerek başlıyorlar. 1998’de, hem de Türkiye için yapılmış böyle bir çalışmanın 2011’de, yani 13 yıl sonra Türkçe olarak yayımlanması çok dikkat çekici. Bana vaktin geldiğini düşündürdü. Hani infaz günü idam mahkûmunun hücresine sabah gün doğmadan gelirler, kararı yüzüne okurlar ya… Her neyse…

Özel Bir İsimden İlginç Sözler

Abramowitz ön söze, “Bu kışkırtıcı kitabın konusu, Türkiye Kürtlerinin sorunlarının nasıl aşılabileceğidir” diye başlıyor. (Burada dikkatinizi yeniden tarihe çekmek istiyorum. 1998’de Irak’ta hâlâ Saddam işbaşındadır.) Bu demektir ki, Irak’ta yaşayan Kürtlerin problemleri ya çözülmüş (!) ya da ABD için Türkiye’de yaşayan Kürtlerinki kadar önemli değildir.

Büyükelçi, yazarların; “Ülkenin mevcut sınırları içerisinde (1) yasal bir Kürt kimliğini ortaya koyan, (2) güneydoğudaki mevcut askerî yaklaşımı çarpıcı biçimde azaltan ve değiştiren, (3) Kürt siyasi partilerini taciz eden veya koruyan, (4) Kürtlerin kendi dillerinde eğitim almalarına imkân veren ve (5) merkezi idareden yerel idareye geçen bir çözüm talep ettiklerini” söyledikten sonra, “Benim bunlardan daha iyi bir önerim yok” cümlesini ekliyor.

Devamında, “Bugün çok sayıda Türk hâlâ ABD’nin Türkiye’yi bölmeye ve ülke toprakları üzerinde bir Kürt devleti kurmaya çalıştığına inanmaktadır(…) Bu tür bir planın varlığını ne kadar inkâr ettiysem de insanlar buna belirli ölçüde kuşkuyla yaklaşıyorlardı (…)” satırları geliyor.

Haydi bu satırlar üzerine kuşkularınızı yok edin bakalım, ne kadar başarılı olabileceksiniz?

Büyükelçi, “Terör ve terörist” ifadelerini hiç kullanmıyor; hep “Kürt isyancılar” diyerek “İnsan hakları ihlallerinin yapıldığını” vurguluyor. “İsyancılar (…) ihtiyaç duyduklarında Irak’ta uluslararası denetim altındaki uçuşa kapalı bir alana sığınıyorlar” cümlesiyle de; ABD’nin teröre desteğini zımnen de olsa resmileştiriyor.

Kim Bu Türk Politika Yapıcıları?

Yazarların kendi ön sözlerinde; “Her şeyden önce, bu eser siyasi bir çalışmadır. Türk politika yapıcıları ve Türk toplumu, ayrıca Türkiye’nin dostları ve müttefiklerinin ülkenin Kürt nüfusu arasındaki huzursuzluktan kaynaklanan sorunlarını incelemek üzere tasarlanmıştır” denmekte. Burada, hemen art arda sorulması gereken sorular ortaya çıkıyor:

Böyle bir konuda “Siyasi çalışma” yapmanın anlamı, Türkiye’nin iç işlerine karışmak değil midir? Yoksa bu çalışma ısmarlanmış bir çalışma mıdır? Ismarlandıysa ısmarlayanlar kim ya da kimlerdir?

Bu “Türk politika yapıcıları” kimdir?

Bu çalışma o “Türk politika yapıcılarına” verilmiş midir?

“Türk politika yapıcıları” bu çalışmaları değerlendirmişler midir?

Bu çalışmadaki “Çözüm teklifleri”ne yönelik plan uygulanmakta mıdır?

“Türk toplumu” için yapıldığı söylenen bu çalışma, neden tam on üç yıl sonra “Türk toplumu”nun bilgisine sunulmuştur?

“Türkiye’nin dostları ve müttefiklerinin Türkiye’nin Kürt nüfusu içindeki huzursuzluktan kaynaklanan sorunları” nelerdir?

Bunlar, Türkiye’de olan biten hakkında biraz kafa yorup düşünen herkes tarafından cevapları verilebilecek/verilmesi gereken sorular.

Yazarlar; “Türk yönetiminin Kürt sorununu tatmin edici biçimde ortadan kaldırma kabiliyetinin korunması gerektiğinin” altını çizerek “Toprak bütünlüğünün korunmasına çok önem veriyoruz; dünyada pek çok ülkenin yıkıcı etnik isyanlar ve ayrılıkçı eğilimlerle boğuştuğu bir çağda eğer mümkünse birleşik bir Türk devleti içerisinde çözüme kavuşulmasından yanayız. Çatışma nedeniyle Türk ve Kürt taraflarındaki can kayıplarından da endişe duyuyoruz” demekteler.

Tek başına “Kabiliyetin korunması” ifadesi için bile sayfalarca yorum yapılabilecekken, neredeyse, üzerine kitap yazılabilecek bir paragraf var karşımızda. Mesaj da alenen ve fütursuzca veriliyor.

Birleşik Türk Devleti ama Kiminle?

Öncelikle “Toprak bütünlüğünün korunması”na önem veren “Dostlarımız (!)” karşımızdadır ki; bu cümle, “Dediklerimiz yapılmazsa ‘toprak bütünlüğü’nüz tehdit altındadır” şeklinde okunmalıdır. Çözüm olarak da nihai teklif (Dayatma),“Birleşik bir Türk Devleti”dir. “Aksi takdirde can kayıpları” tehdidi de açıkça yer almakta.

“Birleşik Türk Devleti” ifadesinde, hemen -adı Türk ya kardeşim…- hissi uyanıyor ama bunu diyecekler de birleşmenin kiminle olacağını açıklamalılar. Tabii cevabı da bellidir, “Kürtlerle”. İşte o devlet artık Türk devleti değildir, ortaklık (Federasyon) devletidir ama adı açıklanmıyor. Herhâlde ona sıra daha gelmemiş olsa gerek.

Ön sözde tehdit devam etmektedir. “İnsan haklarını ihlal etmesi, Türkiye’ye Avrupa ve Washington’da siyasi bedeller ödetecektir. (…) Devlet politikaları bu insanların (Kürtlerin) temel ihtiyaçlarını layıkıyla karşılayamazsa Türkiye’nin devlet olarak bütünlüğü tehlikeye girecektir. (…) Türkiye’nin istenmeyen bir sonuçla karşılaşmasını hiç ümit etmiyoruz.”

Aslında her şey yorum bile yapmaya gerek kalmadan gayet net, açık ve anlaşılır bir biçimde ortada. “Uzun yıllarını Türkiye üzerine profesyonel çalışmalara ayırmış ve yine uzun süreler Türkiye’de kalmış” yazarlar tarafından, “Özellikle Kürt meselesiyle ilgilenen, hatta meselede aktif rol oynayan Kürtlerle (Sorunun asıl kaynağı) görüşülerek yapılan bu çalışmanın en doğru cümlesi, “Yaptığımız çalışmalar sonunda Kürt çatışmasının esasen etnik bir sorun olduğu” cümlesidir. Bu cümle aynı zamanda bir itiraftır çünkü bütün gayretleri bu yöndedir ve etnik, ırkçı bir terör yaratmış oldukları apaçık ortadadır.

Eğri Cetvelden Doğru Çıkmaz

Çalışmada İsrail-Filistin sorunu ile benzerlikler kurulmaktadır. Bu yaklaşım doğru değildir. İsrail ve Filistin halkları kadim tarihten bu yana farklıdır, çatışma içindedirler; dinleri, dilleri ve mensup oldukları medeniyet daireleri ayrılığı olan iki toplumdur.

Türk ve Kürt – ki ben bu ayrımı bile incitici buluyorum – en az bin yıldır birlikte “Biz” olmuşlardır. Yazarlar da “75 yıldır yasal eşitlik temelinde” yaşandığını kendileri vurgulamaktadırlar.

Gerilla (!) örgütlerinin geçirdikleri evrim vs. de denmekte. Filistin’de işgal edilmiş topraklar ve dolayısıyla bir özgürlük hareketi vardır. Fakat Türkiye’de sahip olunan vatanın birliği söz konusudur.

Ön sözün en çarpıcı cümlelerinden birisi de; “Türk devleti zaman içerisinde hamlelerini yaparak kendi seçimlerini gerçekleştirecektir” ifadesidir. “Ümit ederiz, umarız” gibi temenni içeren ifadeler kullanılmayan bu cümlenin yaptırım gücünde hissedilen keskinlik, öfkeden gözlerimizi yuvasından fırlatacak cinstendir. “(…) Türkiye’deki Kürt meselesi bugün ABD için çok önemli bir ülkedeki etnik şiddet olgusunun en önemli örneklerinden biridir” ifadeleriyle birlikte anlam daha da derinleşiyor.

Kaynak: MDM Hakan Paksoy

Posted in Gündem | 28 YILLIK KEHANET(!) 1 için yorumlar kapalı
May 09

TARİHTE BUGÜN

9 Mayıs:

1450 – Mâverâünnehir hükümdarı Abdüllatif Mirza suikasta uğradı ve okla vurularak öldürüldü.

1918 – I. Dünya Savaşıİkinci Ostend Baskını gerçekleşti.

1945 – Sovyet hükûmeti Berlin’de imzalanan teslimiyet anlaşmasının ardından Zafer Günü‘nü ilan etti.

1949 – III. Rainier Monako Prensi oldu.

1950 – Fransa dışişleri bakanı Robert Schuman tarafından Schuman Bildirgesi sunuldu.

John Brown (d. 1800)

Albert Michelson (ö. 1931)

Aldo Moro (ö. 1978)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 09

CESARET SEVGİDENDİR

CESARET SEVGİDENDİR

Sıcaklık üç saat içinde 80 derece düştü. Sınıfının çatısı uçtu.

Ve 13 çocuğu dakikalar içinde donarak ölecekti.

12 Ocak 1888. Nebraska.

O sabah, Büyük Ovalar’daki çiftçiler tarlalarında gömlekleriyle çalışıyorlardı.

Çocuklar kalın paltolar giymeden okula gidiyorlardı.

Mevsim normallerinin üzerinde, neredeyse bahar gibi, kışı tamamen unutturan türden sıcak bir gündü.

Öğlen vakti ise gökyüzünün başka planları vardı.

Ufukta kara bulutlardan oluşan bir duvar belirdi. Sonrasında olanlar akıl almazdı.

Sıcaklık sadece düşmedi, adeta çöktü.

Saatler içinde termometreler 40’lardan eksi 40 dereceye düştü.

Rüzgarlar saatte 60 mil hızla ovaları kasıp kavuruyor, o kadar kalın kar taşıyordu ki gündüzü geceye çeviriyordu.

Bu, Okul Binası Kar Fırtınasıydı ve Amerikan tarihinin en ölümcül fırtınalarından biri olacaktı.

Nebraska ovasındaki küçük bir toprak okulda, on dokuz yaşındaki Minnie Freeman, fırtına geldiğinde öğrencilerinin önünde duruyordu. Sınıfındaki bazı gençlerden biraz daha büyüktü. Bir yıldan az bir süredir öğretmenlik yapıyordu.

Bina sarsıldı. Pencereler içeri doğru patladı, cam parçaları ahşap zemine saçıldı.

Rüzgâr sadece odaya girmedi, saldırdı.

Sonra hayatta kalan hiç kimsenin asla unutmadığı ses geldi: çatının duvarlardan kopmasının iniltili, yırtıcı çığlığı.

Saniyeler içinde Minnie’nin sınıfı donmuş bir cehennemde açık bir çukura dönüştü.

Etrafındaki yüzlere baktı.

On üç öğrenci.

En küçüğü altı yaşındaydı.

Bazıları çoktan ağlıyordu.

İnce okul kıyafetleri, yirmi dakika içinde öldürebilecek soğuğa karşı hiçbir koruma sağlamıyordu.

Minnie’nin üç seçeneği vardı ve karar vermek için saniyeleri vardı.

Onları içeride tutabilirdi.

Birbirlerine sokulup fırtınanın çabuk geçmesi için dua edeceklerdi.

Ama bina yıkılmıştı, bıçak gibi keskin rüzgarlara tamamen maruz kalmıştı.

Oturdukları yerde donup kalacaklardı.

Onları eve gönderebilirdi.

Belki bazıları kurtulabilirdi.

Belki aileleri zaten geliyordu.

Ama üç metre ötesini bile göremeyeceğiniz bembeyaz kar koşullarında, çocuklar yere yığılana kadar daireler çizerek dolaşacaklardı. Tam o anda Nebraska genelinde, çocuklar kendi evlerinin ön kapılarının birkaç metre ötesinde, kör edici beyaz karda kaybolmuş halde ölüyorlardı.

Ya da hepsini yanına alıp yardım çağırmaya çalışabilirdi.

Eyalet genelinde diğer öğretmenler de aynı imkansız kararla karşı karşıyaydı.

Çoğu yanlış karar verdi.

Bazıları öğrencileri içeride tuttu ve onlarla birlikte donup kaldı.

Diğerleri çocukları eve doğru gönderdi, beyaz karda kaybolmalarını ve bir daha asla geri dönmemelerini izledi.

Okul çocukları arasındaki ölüm sayısı çok yüksek olacaktı.

Minnie Freeman farklı bir seçim yaptı.

Rafta kalın bir ip yumağı gördü.

Zihni hızla çalıştı.

Dağılmalarına izin veremezdi.

Beyaz karda kimseyi kaybetmemeliydi. Bağlantıda kalmaları gerekiyordu.

Kalbi hızla çarparken bile sesini sabit tutarak çocukları yanına çağırdı. “Birlikte yürüyeceğiz,” dedi onlara. “Herkesin tutunacağı bir oyun oynayacağız.”

Her çocuğun beline ipi bağlamaya, dikkatlice düğümlemeye ve bir insan zinciri oluşturmaya başladı.

En küçük çocuklar ortaya, büyükler uçlara geçti.

Son ipi kendi vücuduna bağladı.

Artık tek bir organizma olmuşlardı.

Biri düşerse, hepsi duracaktı.

Biri kaybolursa, hepsi kaybolacaktı.

Kendini bir dayanak noktası yapmıştı.

Nereye giderse, onu takip edeceklerdi.

Eğer o başarısız olursa, hepsi birlikte başarısız olacaktı.

En küçük çocuğu, neredeyse hiç ağırlığı olmayan altı yaşındaki çocuğu kucağına aldı. Diğerlerine ipi sıkıca tutmalarını, başlarını rüzgâra karşı aşağıda tutmalarını, ne olursa olsun bırakmamalarını söyledi.

Sonra kapıyı açtı ve fırtınanın içine girdi.

Soğuk, fiziksel bir darbe gibiydi.

Rüzgâr birkaç çocuğu anında dizlerinin üzerine çöktürdü.

Nefes almaya çalıştıklarında ağızları karla doldu.

Minnie tam önlerinde olmasına rağmen onu göremiyorlardı.

Kendi ellerini bile göremiyorlardı.

Minnie, bir milden daha az mesafede bir çiftlik evi olduğunu biliyordu.

Normal şartlarda on beş dakikalık bir yürüyüş mesafesindeydi.

Bu fırtınada ise sanki başka bir gezegendeymiş gibiydi.

İpi çekti.

Rüzgârın kopardığı cesaretlendirici sözler bağırdı.

Sürekli başları saydı, ipteki gerginliği hissetti, ipin sağlam kaldığından emin oldu.

Çocuklar düştüğünde durdu ve onları kaldırdı. Artık yürüyemez hale geldiklerinde onları sürükledi.

Soğuk ciğerlerini yakıyordu.

Donma parmaklarını ve ayak parmaklarını aldı. Çocuklar acıdan ve korkudan ağladılar.

Ama Minnie hareket etmeyi bırakmadı. Bırakamazdı.

Durmak ölüm demekti.

Bir adım ileri.

Sonra bir adım daha.

Sonra bir adım daha.

Onları öldürmeye çalışan bir fırtınanın içinden on üç canı arkasında sürükleyerek ilerledi.

Pusulası yoktu.

Hiçbir işaret yoktu.

Sadece içgüdüsü ve doğru yönde yürüdüğüne dair umutsuz bir umudu vardı.

Saatler gibi gelen bir sürenin ardından, beyaz karın içinden karanlık bir şekil belirdi.

Bir bina.

Çiftlik evi.

Minnie, arkasındaki çocukların ipini çekerek kapıyı kırarak içeri daldı.

Çocuklar içeri yuvarlandı, hıçkırarak ağlıyorlardı, donmuş, yarı donmuşlardı.

Çiftçi ve karısı yardıma koştu, onları battaniyelere sardılar, ateşin yanına götürdüler.

Minnie saydı.

Bir.

İki.

Üç.

On üçe kadar.

On üç öğrenciyle yola çıkmıştı.

On üç öğrenciyle varmıştı.

Kaybolan tek bir kişi bile yoktu.

Geride bırakılan tek bir kişi bile yoktu.

Günler sonra fırtına nihayet dindiğinde ve cesetler sayıldığında, 235 kişi ölmüştü.

Çoğu, okul ve ev arasında kalan, beyaz karın içinde kaybolan, bazen güvenliğe sadece birkaç metre kala kar yığınlarında donmuş halde bulunan çocuklardı.

Minnie Freeman anında ulusal bir sansasyon haline geldi.

Ülke genelindeki gazeteler onun hikayesini anlattı.

Cesaretini kutlayan şarkılar yazıldı.

Tanımadığı kişilerden evlilik teklifleri geldi.

Ona para, şöhret, fırsatlar sunuldu.

Ama asıl miras manşetler değildi.

Hayatlardı. Büyüyen, aile kuran, onları birbirine bağlayan ve ölmelerine izin vermeyen öğretmenin hikayesini nesilden nesile aktaran on üç çocuk.

On dokuz yaşındaki bir kızın bir yumak ipi kapacak kadar berrak bir zihne ve buz fırtınasına adım atacak cesarete sahip olması sayesinde bugün nesiller var.

O gün hâlâ önemli olan bir şeyi kanıtladı. Liderliğin yaş, deneyim veya otoriteyle hiçbir ilgisi yoktur.

Duvarlar yıkıldığında sakin kalmakla ilgilidir.

İyi seçenekler olmadığında zor seçimi yapmakla ilgilidir.

Kendinizi savunmasız olanlara bağlamak ve “Nereye giderseniz, ben de oraya giderim.

Ve düşmenize izin vermeyeceğim” demekle ilgilidir.

Ocak ayında bir öğleden sonra üç saat içinde Minnie Freeman, beline bağlı çocuklarla cehennemden geçti.

Ve hepsini eve getirdi

Alıntı

Posted in Hikayeler | CESARET SEVGİDENDİR için yorumlar kapalı
May 08

TARİHTE BUGÜN

8 Mayıs:

1821 – Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan Krallığı arasında Gravia Muharebesi gerçekleşti.

1886 – John S. Pemberton, daha sonra en ünlü içecek haline gelecek olan Coca-Cola‘yı icat etti.

1902 – Martinik‘te Pelée yanardağı patladı: 30 bin kişi öldü.

1945 – Prag Ayaklanması sona erdi, ayaklanmayı bastıramayan Almanlar geri çekilmeye başladı.

1949 – Doğu Berlin‘deki Treptower Parkı’nda, Sovyet Savaş Anıtı‘nın açılışı yapıldı.

Gustave Flaubert (ö. 1880)

Paul Gauguin (ö. 1903)

Romain Gary (d. 1914)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
May 08

TÜRK

TÜRK 

İNGİLTERE MİLLETİNE;

“İNGİLİZ”,

ALMANYA MİLLETİNE;

“ALMAN”,

FRANSA MİLLETİNE;

“FRANSIZ”,

İTALYA MİLLETİNE;

“İTALYAN”,

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ MİLLETİNE;

“AMERİKAN”,

YUNANİSTAN MİLLETİNE;

“YUNAN”

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN MİLLETİNE;

“MİLLET” DENİYOR !

MİLLETİNİN ADI ” Y O K ” !

DÜŞMANLARIMIZ

İNGİLTERE BİZE ;

” TÜRK” DİYOR,

ALMANYA ” TÜRK” DİYOR,

FRANSA ” TÜRK” DİYOR,

İTALYA ” TÜRK” DİYOR,

AMERİKA ” TÜRK” DİYOR,

YUNAN ” TÜRK” DİYOR.

MİLLETİNİZİN TARİFİ YAPILIRKEN ” TÜRK” DEMEKTEN KORKANLAR HANGİ ETNİK BAKİYE SENDROMUNA YAKALANMIŞLARDIR?

“Kimse bu ülkeyi bölmeye, bu milleti parçalamaya kalkmayacak. Dikkat ediniz. Türk demiyoruz. Kürt demiyoruz. Laz, Boşnak, Roman demiyoruz. Hepsini birden içine alan bir ifade kullanıyoruz. ‘Tek millet’ diyoruz. 80 milyonuyla tek millet”DİYEN CUMHURBAŞKANI,

“Ben Kürt demedim ama Türk de demedim, Çerkez de demedim. Kimse ötekileştirilmemeli ” DİYEN ANA MUHALEFET LİDERİ,

BİLİYORLAR MI Kİ ;

Amerika Birleşik Devletleri ayrıca Birleşik Devletler olarak da bilinir, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan bir federal anayasal cumhuriyettir.

Ülkenin çoğu (48 eyaleti olan Kıta ABD’si ve ülkenin federal bölgesi olan Washington, DC), Kuzey Amerika’nın ortasında, Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu’nun arasında bulunmaktadır. Ve bu ülkenin vatandaşlarına “AMERİKAN” denir.

DÜŞMANINIZI YENMEK İSTİYORSANIZ,

DÜŞMANINIZIN SİZİ NASIL TARİF ETTİĞİNİ BİLECEKSİNİZ !!

BATININ GÖZÜNDE TOPRAKLARIMIZ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA,

EN BÜYÜK ENGEL, BİZİ TOPLUCA HAREKET ETTİREN,

TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK ŞUURUMUZDUR.

ONUN İÇİNDİR Kİ, EN BÜYÜK MÜSLÜMAN- TÜRK OLAN,

*** A T A T Ü R K ****

BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN MİLLETİN BELLEKLERİNDEN SİLİNMEK İSTENİYOR..

ONUN İÇİNDİR Kİ,

DİNLERARASI DİYALOG DEDİKLERİ SAÇMALIĞI TOPRAKLARIMIZDA UYGULAMAYA KALKTILAR.

BATININ GÖZÜNDE TÜRK DEMEK,

HAÇLIYA KARŞI SAVAŞAN DEMEKTİR.

1000 YILDIR BUNUN TARİFİ BÖYLEDİR.

MUSEVİ’DEN TÜRK OLMAZ,

ANCAK YAHUDİ SİYONAZİST IRKÇI OLUR !..

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ,

SÜRÜLER HALİNDE GELEN HAÇLI KATİLLERİN ÖNÜNÜ KESMESEYDİ,

BUGÜN KÂBE DİYE BİR YER OLMAYACAKTI …

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ VARDI VEEEE,

HAÇLI SÜRÜLERİNİN ÖNÜNÜ KESTİ…

ŞİMDİ YOKMUŞ DİYENLER HANGİ PARTİDEN OLURSA OLSUNLAR,

MUTLAKA HAÇLI TECAVÜZLERİNDEN KALMIŞ,ISKAT TOHUMLARIDIRLAR !..

BİN YIL ÖNCEKİ HAÇLI SEFERLERİNDEN BERİ,

HAÇLI EMPERYALİSTLERE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE

TÜRK DENİR !..

BUNUN TEK TARİFİ BUDUR !..

KİMSE FANTAZİ ÜRETMESİN !..

TÜM BATI DİLLERİNDE,

ANADOLU’DA BALKANLARDA, HAÇLI EMPERYALİZMİNE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE,

TÜRKLER DENİR !..

BU TOPRAKLARDA TÜRK DEMEK,

AYNI ZAMANDA MÜSLÜMAN DEMEKTİR..

BU NEDENLE,

GİZLİ DİNLİ SİYASİLER

TÜRKLÜĞÜ YOK ETMEDEN,

İSLAM’I YOK EDEMEYECEKLERİNİ BİLDİKLERİ İÇİN,

TÜRK’ÜM DEDİRTMİYORLAR,

LAKİN BUNU KAFİRLER ADINA KONUŞTUKLARINI SÖYLEMİYORLAR !..

BU ÜLKEDE HALA EZAN SESİ DUYUYORSAK, BUNU ;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ KURAN,

**** BAŞBUĞ, GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E****

BORÇLUYUZ.

TÜRK MÜSÜNÜZ?

O ZAMAN SİZ ZATEN ATATÜRKSÜNÜZ.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Alıntı: Edip Özbay

İNGİLTERE BİZE ;

” TÜRK” DİYOR,

ALMANYA ” TÜRK” DİYOR,

FRANSA ” TÜRK” DİYOR,

İTALYA ” TÜRK” DİYOR,

AMERİKA ” TÜRK” DİYOR,

YUNAN ” TÜRK” DİYOR.

MİLLETİNİZİN TARİFİ YAPILIRKEN ” TÜRK” DEMEKTEN KORKANLAR HANGİ ETNİK BAKİYE SENDROMUNA YAKALANMIŞLARDIR?

“Kimse bu ülkeyi bölmeye, bu milleti parçalamaya kalkmayacak. Dikkat ediniz. Türk demiyoruz. Kürt demiyoruz. Laz, Boşnak, Roman demiyoruz. Hepsini birden içine alan bir ifade kullanıyoruz. ‘Tek millet’ diyoruz. 80 milyonuyla tek millet”DİYEN CUMHURBAŞKANI,

“Ben Kürt demedim ama Türk de demedim, Çerkez de demedim. Kimse ötekileştirilmemeli ” DİYEN ANA MUHALEFET LİDERİ,

BİLİYORLAR MI Kİ ;

Amerika Birleşik Devletleri ayrıca Birleşik Devletler olarak da bilinir, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan bir federal anayasal cumhuriyettir.

Ülkenin çoğu (48 eyaleti olan Kıta ABD’si ve ülkenin federal bölgesi olan Washington, DC), Kuzey Amerika’nın ortasında, Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusu’nun arasında bulunmaktadır. Ve bu ülkenin vatandaşlarına “AMERİKAN” denir.

DÜŞMANINIZI YENMEK İSTİYORSANIZ,

DÜŞMANINIZIN SİZİ NASIL TARİF ETTİĞİNİ BİLECEKSİNİZ !!

BATININ GÖZÜNDE TOPRAKLARIMIZ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA,

EN BÜYÜK ENGEL, BİZİ TOPLUCA HAREKET ETTİREN,

TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK ŞUURUMUZDUR.

ONUN İÇİNDİR Kİ, EN BÜYÜK MÜSLÜMAN- TÜRK OLAN,

*** A T A T Ü R K ****

BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN MİLLETİN BELLEKLERİNDEN SİLİNMEK İSTENİYOR..

ONUN İÇİNDİR Kİ,

DİNLERARASI DİYALOG DEDİKLERİ SAÇMALIĞI TOPRAKLARIMIZDA UYGULAMAYA KALKTILAR.

BATININ GÖZÜNDE TÜRK DEMEK,

HAÇLIYA KARŞI SAVAŞAN DEMEKTİR.

1000 YILDIR BUNUN TARİFİ BÖYLEDİR.

MUSEVİ’DEN TÜRK OLMAZ,

ANCAK YAHUDİ SİYONAZİST IRKÇI OLUR !..

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ,

SÜRÜLER HALİNDE GELEN HAÇLI KATİLLERİN ÖNÜNÜ KESMESEYDİ,

BUGÜN KÂBE DİYE BİR YER OLMAYACAKTI …

BİN YIL ÖNCE BU TOPRAKLARDA TÜRK MİLLETİ VARDI VEEEE,

HAÇLI SÜRÜLERİNİN ÖNÜNÜ KESTİ…

ŞİMDİ YOKMUŞ DİYENLER HANGİ PARTİDEN OLURSA OLSUNLAR,

MUTLAKA HAÇLI TECAVÜZLERİNDEN KALMIŞ,ISKAT TOHUMLARIDIRLAR !..

BİN YIL ÖNCEKİ HAÇLI SEFERLERİNDEN BERİ,

HAÇLI EMPERYALİSTLERE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE

TÜRK DENİR !..

BUNUN TEK TARİFİ BUDUR !..

KİMSE FANTAZİ ÜRETMESİN !..

TÜM BATI DİLLERİNDE,

ANADOLU’DA BALKANLARDA, HAÇLI EMPERYALİZMİNE KARŞI SAVAŞAN MİLLETE,

TÜRKLER DENİR !..

BU TOPRAKLARDA TÜRK DEMEK,

AYNI ZAMANDA MÜSLÜMAN DEMEKTİR..

BU NEDENLE,

GİZLİ DİNLİ SİYASİLER

TÜRKLÜĞÜ YOK ETMEDEN,

İSLAM’I YOK EDEMEYECEKLERİNİ BİLDİKLERİ İÇİN,

TÜRK’ÜM DEDİRTMİYORLAR,

LAKİN BUNU KAFİRLER ADINA KONUŞTUKLARINI SÖYLEMİYORLAR !..

BU ÜLKEDE HALA EZAN SESİ DUYUYORSAK, BUNU ;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ KURAN,

**** BAŞBUĞ, GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E****

BORÇLUYUZ.

TÜRK MÜSÜNÜZ?

O ZAMAN SİZ ZATEN ATATÜRKSÜNÜZ.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Alıntı: Edip Özbay

Posted in Gündem | TÜRK için yorumlar kapalı
May 07

TARİHTE BUGÜN

7 Mayıs:

558 – Ayasofya‘nın kubbesi çöktü. I. Justinianus kubbenin onarılma emrini verdi.

1682 – I. Petro, Rus Çarı oldu.

1930 – Hakkari’de meydana gelen depremde 2.514 kişi öldü, yaklaşık 3000 bina hasar gördü.

1945 – II. Dünya Savaşı: Alman General Alfred JodlReims‘de Almanya‘nın Müttefik Devletler‘e kayıtsız teslim olma şartlarını imzaladı. Belge ertesi gün yürürlüğe girdi.

1954 – Vietnam‘da Viet Minh kuvvetleri, Dien Bien Phu Muharebesi‘nde Fransızları yenilgiye uğrattı.

Johannes Brahms (d. 1833)

Pyotr İlyiç Çaykovski (d. 1840)

Haldun Taner (ö. 1986)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı