Şub 04

TARİHTE BUGÜN

4 Şubat:

211 – Roma imparatoru Septimius Severus öldü, imparatorluk iki oğluna kaldı: Caracalla ve Publius Septimius Geta.

1902 – Paris‘te Birinci Jön Türk Kongresi yapıldı.

1923 – Tarafların uzlaşamamaları nedeniyle Lozan Konferansı‘na ara verildi.

1969 – Yaser ArafatFilistin Kurtuluş Örgütü‘nün liderliğine getirildi.

1981 – Gro Harlem BrundtlandNorveç‘in ilk kadın başbakanı oldu.

Johann Ludwig Bach (d. 1677)

Josef Mysliveček (ö. 1781)

Friedrich Ebert (d. 1871)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 04

LÛT KAVMİNDEN EPSTEİN KAVMİNE…

Epstein belgeleri Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından sansürlü olarak açıklansa da bugüne kadar ortaya çıkan verilerden anlaşılan o ki, küresel çapta, elitler arasında insan avına dayalı bir sapık örgütlenme var. Avlanan insanların çoğunluğu da küçük kız çocukları…

Bu sapık örgütlenmeyi gündeme getirenler, “komplo teorisi, ruh hastası” denilerek itibarsızlaştırıldığı için, bütün dünyanın “kayıp çocuklar” olarak kanıksadığı olaylar, araştırılmadı, gündem bile olmadı. TÜİK’in adli istatistiklerine göre Türkiye’de 2008 yılında 4 bin 517, 2009 yılında 5 bin 81, 2010 yılında ise 8 bin 81 çocuk kayboldu. Kayıp çocuk sayısının çift hanelere çıktığı 2011 yılında 10 bin 67, 2012 yılında 12 bin 474, 2013 yılında 16 bin 218, 2014 yılında 18 bin 696, 2015 yılında 17 bin 706 ve 2016 yılında ise 11 bin 691 çocuk kayıp olarak bildirildi. Bu çocukların kaçının bulunduğu kaçının bulunamadığı konusunda ise bilgi yok! Büyük depremlerde kaybolan çocuklar hakkında da bilgi yok’

TÜİK, nedense kayıp çocuklarla ilgili verileri 2016’dan bu yana yayınlamıyor!

***

Açıklanan yeni Epstein belgelerine göre Türkiye’den de Epstein adasına kız çocukları götürüldü. Yazışmalara göre bazı kız çocukları Antalya’da büyük bir otelde “masaj eğitiminden geçirildikten sonra Epstein adasına götürüldü. Otelde aynı dönemde stajyer bir gencin öldürüldüğü ve cep telefonunun halen kayıp olduğu iddiaları ise yeterince soruşturulmadı.

Jeffrey Epstein ile Bill Gates arasında 3 Mart 2017 tarihli e-posta trafiği de açıklandı.

“bgc3 teslimatları ve kapsamı” konu başlığıyla gönderilen e-postada, Epstein, Bill Gates’e “Pandemi Simülasyonu” sunuyor ve salgın türlerine yönelik teknik şartnameler ve takip önerilerinin hazırlanmasından bahsediyor!                                                 Yine, Ulusal istihbarat ve savunma sanayiinde “silah” olarak kullanılabilecek nöroteknolojiler üzerine bir çalışmadan bahsediliyor. (ABD’nin Venezula baskınında insanların sinir sistemini bozan bir yeni silah kullanıldığını bizzat ABD Başkanı Trump açıkladı.)

Belgelerde kişisel sağlık verilerine erişim üzerinde duruluyor ve ABD Başkanı Donald Trump’ın ismi, yeni dosyalarda en az 4 bin 500 belgede geçiyor.

Yeni Epstein dosyalarında İngiltere, Norveç, Danimarka ve İsveç kraliyet ailelerine mensup isimlerle birlikte, ABD, İngiltere, Fransa, Slovakya, Türkiye ve Arap ülkelerinden de bazı siyasetçiler ve bazı iş adamlarının adı geçiyor.

***

Belgelerden, Epstein adıyla bilinen organizasyonun dünya çapındaki elitlerden oluşan bir sapıklık örgütü olduğu anlaşılıyor.

Epstein örgütü, bu haliyle Lût kavmini hatırlatıyor. Lût kavmi, bugünkü İsrail-Ürdün sınırında Lût gölü yakınlarında yaşayan bir kavimdi. Kur’an’a göre Lût kavmi sapık ilişkiler içindeydi ve öyle ki Allah’ın erkek kılığında gönderdiği iki meleğe de tecavüze kalkışmışlar, onları misafir eden Lût’u da dinlememişlerdi. Bunun üzerine Allah, Lût’un eşi dışında bütün ailesini kurtarmış ama kavmini yok etmişti.

Vikipedi’ye göre İtalyan arkeolog Paolo Matthiae ve onun ekibi tarafından 1974-1975 yılları arasında antik kent Tell Mardikh kazıları sırasında keşfedilen ve M.Ö. 2500 ve şehrin yıkıldığı M.Ö. 2249 yılları arasına tarihlenen Ebla tabletlerinde Sodom ve Gomore’nin (Lût Kavmi) adı geçmektedir.

***

Epstein’in adı üzerinde her milletten elitlerin katılımıyla genişleyen kavmin ise daha küçük kız çocuklarına musallat olduğu anlaşılıyor.

Sapık elitlerin, kaçırılan çocukları sadece seks kölesi olarak değil, kanlarını değiştirerek ömürlerini uzatmak ve kök hücre ve organ nakli için de kullandığına dair iddialar da var, hatta çocukların eski İbranilerin Baal geleneğine göre kurban edildiği de iddialar arasında ama bu vahşet, dünyaya hâlâ komplo teorisi olarak gösteriliyor… Epstein’in banka hesabına Baal adını verdiği de belgelerden anlaşılıyor. Aslında Gazze’de on binlerce çocuk, bütün dünyanın gözü önünde katledilirken de dünya yeterince tepki göstermedi… Oysa bu katliam da toplu kurban ritüeliydi ve hâlâ devam ediyor…

Alıntı: Arslan Bulut

Posted in Gündem | LÛT KAVMİNDEN EPSTEİN KAVMİNE… için yorumlar kapalı
Şub 03

TARİHTE BUGÜN

3 Şubat:

1451 – Osmanlı padişahı II. Mehmed, ikinci kez tahta çıktı.

1509 – Portekiz İmparatorluğu donanması ile OsmanlıVenedik ve Ragusa destekli birleşik donanma arasında Diu Muharebesi gerçekleşti.

1930 – Vietnam Komünist Partisi kuruldu.

1960 – Birleşik Krallık Başbakanı Harold Macmillandekolonizasyon politikasını simgeleyen “Değişim Rüzgârı” konuşmasını yaptı.

1989 – Paraguay Devlet Başkanı Alfredo Stroessner, askeri bir darbe ile yönetimden uzaklaştırıldı.

Johannes Gutenberg (ö. 1468)

Felix Mendelssohn Bartholdy (d. 1809)

Sadettin Kaynak (ö. 1961)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 03

CENGİZ HAN’A İSLÂM DAVETİ

Bilindiği gibi Araplar Cengiz Hanın Müslüman olması için çok uğraştılar.

Cengiz han Müslüman olsaydı koca Orta Asya kısa sürede Müslüman olacaktı.

Bu nedenle Cengiz hanı İslam’a davet için giden Araplar ile Cengiz Han’ın otağında şöyle bir konuşma geçer:

-Hanlar Hanı Cengiz Han, sizi İslam’a davet için geldik.

-İslam dediğiniz nedir?

-Yüce peygamberimiz Muhammed Mustafa aracılığıyla tüm insanlara tebliğ edilen dindir.

-Peygamber dediğiniz nedir?

-Yerlerin göklerin yaratıcısının yeryüzündeki seçilmiş temsilcisi.

-Olabilir.

“Tengri’nin buradaki temsilcisi de benim”.

-Ama size bir kitap indirilmedi.

Peygamberimize Kur’an indirildi.

-Kitabınızda ne yazıyor özetle?

Araplar ihlas suresini okurlar.

Cengiz han, surenin Türkçeye çevirisini ister.

-“De ki: O Allah, birdir.

Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.

O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.

Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.”

Bunun üzerine Cengiz Han bir kahkaha atar ve şöyle der:

-Siz bunları daha yeni mi öğreniyorsunuz?

Biz bin yıldan beri bilir ve uygularız.

Buyurun gidebilirsiniz der…

Cengiz han atından indi. Bir caminin önünde durdu. Atın yularını caminin hocasına tutturdu ve sordu.

“-Bu ev kimin evi?”

Oradakiler cevap verdiler.

“-Bu Allah’ın evidir.”

Cengiz Han hiddetlendi:

“-Sizi putperestler!

Allah’ın evi kalbinizdir,

O’nu kalbinizden çıkarıp, ona koca koca evler yapmışsınız. Kalbinize ise pislikleri doldurmuşsunuz.

Sizi şuracıkta atımın ayakları altında ezerdim; fakat buna bile değmezsiniz!’

Posted in Hikayeler | CENGİZ HAN’A İSLÂM DAVETİ için yorumlar kapalı
Şub 02

TARİHTE BUGÜN

2 Şubat:

1848 – Meksika-Amerika Savaşı‘nı sona erdiren Guadalupe Hidalgo Antlaşması imzalandı.

1922 – Ulysses romanı, James Joyce tarafından ilk kez tamamen yayımlandı.

1943 – II. Dünya SavaşıStalingrad Muharebesi‘nin ardından son Alman 6. Ordu birlikleri de Sovyet birliklerine teslim oldu.

1974 – F-16 Fighting Falcon, 90 dakika süren ilk resmî uçuşunu Kaliforniya‘da gerçekleştirdi.

1982 – Suriye‘nin Hama şehrinde Hama Katliamı başladı.

Dmitri Mendeleyev (ö. 1907)

Cüneyt Gökçer (d. 1920)

Philip Seymour Hoffman (ö. 2014)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 02

USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri İran’ın burnunun dibine girdi!..

İran savaşı eli kulağında mı?..

Trump, yakında düğmeye basar mı?..

Dünya nefesini tutmuş bölgeyi izliyor… Biz de ise ana manşet, Aziz İhsan Aktaş davası!.. Ülkece fotoğrafımız; deve kuşu misali!..

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın- nasıl olsun mutlaka her gün konuşuyor diye- bugün ne diyeceğini sabırla bekledim. Yanlış hatırlamıyorsam 5 gün önce İran’ı gündemine almıştı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı aracılığıyla şöyle duymuştuk;

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşmesine ilişkin açıklama;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Liderler, Türkiye ile İran ikili ilişkileri ve bölgesel konuları ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, İran’da yaşanan hadiseleri yakından takip ettiğini, Türkiye’nin İran’ın huzur ve istikrarını önemsediğini, Türkiye’nin İran’a dış müdahale senaryolarına hiçbir zaman olumlu yaklaşmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanımız, sorunların çözülmesinin ve bölgede gerilimin tırmanmasının önüne geçilmesinin Türkiye’nin de menfaatine olduğunu vurguladı.”

Suyuna tirit açıklama!..

Tayyip Erdoğan, İran dosyasının yükünü, kendisinden sonra taht adaylarının başında gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın üstüne yıkmış görünüyor.

Tayyip Erdoğan, dünyada İran gerilimi yaşanırken, bugün, Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri Töreni’nde konuştu, Gazze’den, Suriye’den bahsetti, İran’a değinmedi.

*

Merhum Necmettin Erbakan, Başbakan olduktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini İran’a yapmıştı. O geziyi yerinde takip eden gazetecilerden biriydim. Hatta, havadan sudan bir sebepten dolayı Tahran’da göz altına alınmıştım. Saatler sonra, yoğun diplomatik çabalarla serbest bırakılmıştım. Nezaretten çıkıp, tekrar heyete katıldığımda Erbakan hocanın beni nasıl karşıladığını hiç unutamam…

Şimdi, aşağıdaki satırları, yavaş yavaş, tane tane okumanızı rica edeceğim;

“Ben 28 Haziran 1996’da Başbakan oldum. Meclis’ten güvenoyu aldım ve Başbakan koltuğuna oturdum. İlk ziyaretime gelen ABD elçisi oldu. Bana şunu söyledi;

‘Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz. Bu bizim hoşumuza gitmedi ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben size geldim ve diyorum ki sizinle beraber çalışabiliriz. Ama altı tane şartımız var;

– Birincisi; İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız.

– İkincisi; İran’a gitmeyeceksiniz.

– Üçüncüsü; ABD üslerine dokunmayacaksınız.

– Dördüncüsü; diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi artırmayacaksınız.

– Beşincisi; Çekiç Güç’ü (askeri işgal kuvvetlerimizi) dışarı çıkartmayacaksınız.

– Altıncısı; Irak boru hattını açmayacaksınız.’

Bizim meşhur sadrazamımız Ali Paşa’nın bir sözü vardır; ‘Mühim bir iş yapmak istediğim zaman önce Rus elçisi ile konuşurum. Ne derse tersini yaparım.’ Ben de ABD elçisinin söylediklerinin hepsinin tersini yaptım.

İlk ziyaretimi İran’a yaptım. ‘İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız’ demişlerdi ama sadece doğalgaz antlaşması 2,5 milyar dolar oldu. Ve ilan ettim ki; Türkiye ile İran arasındaki ticari münasebet hacmi 10 milyar, 20 milyar değil, Almanya ile Fransa arasındaki ticaret ne kadar ise o kadar olur dedim.

ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, Ankara Elçisi Grossman’a, ‘Ne yapın edin askeri ihtilal yapıp Refah Partisi’ni iktidardan uzaklaştırın’ diye kripto gönderdi. Bu kripto bizim elimizde bulunuyor…”

*

Yukarıdaki anekdot, Tacettin Çetinkaya’nın “Başbakan Erbakan” kitabından…

Tayyip Erdoğan’ın, Trump’ın bir dediğini ikiletmediği gün gibi ortada… Merhum Erbakan, sağlığında Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken esprili bir dille derslerinden kaçtığını anlatırdı. Demek ki; Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan’ın “Amerika” derslerini çok iyi, can kulağıyla dinlemiş!..

Alıntı: Yeniçağ Ahmet Takan

Posted in Gündem | USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri İran’ın burnunun dibine girdi!.. için yorumlar kapalı
Şub 01

TARİHTE BUGÜN

1 Şubat:

1411 – Birinci Toruń Barış antlaşmasıToruń kentinde imzalandı.

1553 – Osmanlı İmparatorluğu ve Fransa Krallığı arasında, İstanbul Antlaşması imzalandı.

1935 – Türkiye’de Ayasofya, müze olarak halkın ziyaretine açıldı.

1946 – İkinci Macaristan Cumhuriyeti kuruldu.

2021 – Myanmar‘da Min Aung Hlaing tarafından askerî darbe gerçekleştirildi.

Clark Gable (d. 1901)

Michael C. Hall (d. 1971)

Abdi İpekçi (ö. 1979)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Şub 01

ALTIN OLSA NE, TAŞ OLSA NE

Bir yolculuk sırasında Nasreddin Hoca’nın yolu bir ile düşer. Hoca orada bazı garipliklerle karşılaşır. Bunlardan biri de bazı evlerin üzerine bayrak dikilmesidir. Hoca sözü bir punduna getirerek sorar:

– “Yahu, bazı evlerin üzerinde bayrak asılı, bunun sebebi nedir?” deyince hep bir ağızdan;

– “Hocam, o bayrak asılı evlerde küp dolusu altın vardır.” derler.

Bayrak dikmenin sebebini öğrenen Nasreddin Hoca, günün birinde çarşıdan kocaman bir küp alarak kalmakta olduğu eve gelir. Sonra da küpün içerisini çakıl taşlarıyla doldurur. Yine âdetmiş, evinde altın olanlar, küplere karşı sohbet ederlermiş. Sıra Nasreddin Hoca’ya gelince bakmışlar ki küpün içerisinde altın yerine çakıl taşları dolu… Misafirlerden birisi;

– “Hoca Efendi, bu nasıl iş, senin küpünde altın yerine çakıl taşları dolu.” deyince Hoca;

– “Yahu komşular neye üzülüyorsunuz, küpte yattıktan sonra altın olsa ne, taş olsa ne? Fark eden ne ki?” der.

Posted in Fıkralar | ALTIN OLSA NE, TAŞ OLSA NE için yorumlar kapalı
Oca 31

TARİHTE BUGÜN

31 Ocak:

1606 – Guy FawkesBarut Komplosu‘ndaki rolü nedeniyle vatan hainliğinden parlamento karşısında asılarak idam edildi.

1928 – Lev TroçkiKazakistan‘da Almatı yakınlarında sürgün hayatına başladı.

1971 – Apollo 14, insanlı Ay görevi için uzaya fırlatıldı.

2019 – II. AbdullahMalezya kralı oldu.

2020 – Birleşik KrallıkAvrupa Birliği’nden ayrıldı.

Franz Schubert (d. 1797)

Recaizade Mahmud Ekrem (ö. 1914)

Kenzaburo Oe (d. 1935)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 31

TOPRAK HATTI GRUBUNDAN KAMUOYUNA DUYURU

            DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINDAN BEKLENTİLER

            Sosyal medyada İslam’ın esası ile hiç de örtüşmeyen tarikat-cemaat mensubu kişilere ait sorumsuzca konuşmaların benzerlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı memuru olan cami görevlileri tarafından, üstelik Allah’ın evi olarak nitelendirilen camilerin kürsülerinden yapılmasına tanık olmak gerçekten son derece trajik ve çok üzücü bir durumdur.

            Dr. Zehra Öğüt’ün “İsmailağa Cemaati” kitabının 115-116. Sayfalarında yer alan, “İsmailağa cemaatinin İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerini ehli sünnet itikadına karşı bir tehlike olarak gördükleri gözlemlenmektedir. Ustaosmanoğlu da bir değerlendirmesinde Ali Haydar Efendinin sözlerini hatırlatmakta ve şeyhinin söz konusu okullardaki ilmin kâfi gelmeyeceğini, mihrap ve minberlerin ehil olmayanların elinde kalacağını söylediğini ifade etmektedir. Gelinen süreçte İmam-Hatip liselerinin de beğenilmediğini ve bu gidişin sonunun “tam gavur olmak” olduğunu da eklemektedir.

            Cemaatin, Diyanet İşleri Başkanlığına bakışı ise, yine benzer minvalde, kadrolarında büyük oranda işinin ehli olmayan insanların bulunduğuna yöneliktir. İmam-Hatip ve İlahiyat devamı olarak görülen kurumun çalışanlarının amel bakımından da zayıf oldukları, özellikle imamların görevlerini hakkıyla yerine getirmedikleri, görevli bulundukları yerlerdeki insanlarla samimiyetle ilgilenmedikleri tarafımızla paylaşılan eleştirilerdir. Yapılan görüşmelerde İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet’e dair getirilen eleştiriler, satır aralarında İsmailağa cemaat medreselerinde yetişmiş erkek müntesiplerin bu kurumların ıslahı yönündeki iddialarını barındırmaktadır. Modern kurumların içinde bulunma iradesi, ıslah gerekçesi ile dahi olsa, grubun modernleşmesi bakımından önemli işaret taşımaktadır” ifadeleriyle 167. Sayfada yer alan, “Medreselerini İlahiyat Fakülteleriyle bir kıyas içinde konumlandıran grubun söz konusu fakültelere dair ıslah fikri oldukça güçlüdür. Bu ıslah fikrinin Diyanet’i de kapsamına aldığı belirtilmelidir. Mevzubahis ıslah fikri erkek müntesiplerin İlahiyat Fakültelerinde her derecede eğitim ve görev almalarının da meşruiyet sebebidir” gibi tespitlerinden Diyanet İşleri Başkanlığının söz konusu cemaatin etkisinde kaldığını mı anlamalıyız?

            Ayrıca sosyal medyadaki cemaat mensuplarının konuşmaları ile kimi cami görevlilerin konuşmalarının İslam’la bağdaşmama hususunda benzeşmesi de ciddi bir sorun oluşturmaktadır.

            Mesela, cübbeli Ahmet diye nam salmış birisi, “Kur’an meali okumak küfürdür, insanı dinden çıkarır. Sakalı tıraş etmek haramdır. Kadının çarşaf giymesi farzdır. Peygamberler ölü değil, yaşıyorlar ve eskiden olduğu gibi dünya nimetlerinden yaralanıyor, yiyor-içiyor ve eşleriyle birliktelik yaşıyorlar, veliler de öyledir” demekte, Fazlı Tonar isimli birisi ise, “Müslümanların ana dili Arapçadır, onun için herkes Arapça öğrenmek zorundadır”, “Hiç çalışmanıza gerek yok, Vakıa suresini okuyun evinizin her tarafı altın dolsun”, “Belediye otobüsüne biniyorsunuz, kadın yerinden kalkıyor, onun yerine oturuyorsunuz; kadının oturduğu yerin sıcaklığını hissediyorsunuz, bunun zinadan farkı yoktur” gibi ifadeleri  tekrar edip durmaktadır.

            Prof. Dr. Orhan Çakır, “Kadın yüzünü de kapatmalı, dar giysi tesettür olmaz, parfümlüye cennet haramdır, saç boyama caiz değil, kadının evden çıkması caiz değil” derken, Bayram Ali Öztürk, “Bir kadın tırnağını kesip çöpe atsa, başkasının o tırnağa bakması haramdır. Bir kadın ayakkabısını kapının önüne koysa, bir erkek de o ayakkabıya bakıp duygulansa, bir şey hissetse haramdır; kadın bundan sorumludur” demektedir.

            Prof. Dr. Rafet Okutanın eşlerin cinsel beraberlikleri esnasında şeyhlerini düşünmelerinin ahlaklı çocuğa sahip olmalarına neden olacağını söylemesi gibi akla ziyan daha nice ifadeler İslam’ın albenisini ortadan kaldırmakta ve insanları ümitsizliğe sevk etmektedir.

            Ne yazık ki, bu akla ziyan söylemler devletin resmi memuru olan Ankara merkez Melike Hatun Camii İmam-Hatibi Halil Konakçı tarafından da söz konusu edilmekte ve özellikle gençlerin İslam’dan uzaklaşmasına aracı olmaktadır. Hz. Peygamberin ahirette Hz. Meryem’le evleneceğini ısrarla tekrar edip duran bu cami görevlisi, “Dinde zorlama yoktur diyorlar, vallahi yalan söylüyorlar, öyle bir şey yok; çünkü İslam’da namaz kılmayanı öldürmek vardır” demektedir.

            Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak yasa ile belirlenmiş görevi, halkı inanç, ibadet ve ahlak konularında aydınlatmak olan Diyanet İşleri Başkanlığının bu akla ziyan söylemler hususunda yapabilecek bir şeyinin olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. Ayrıca dinin Kur’an ve sahih Sünnet rehberliğinde halka doğru bir şekilde anlatma görevinin yerine getirilip getirilmediğini de merak etmekteyiz.

            Dinin sağlam kaynaklar doğrultusunda anlatılmasını devlet memuru olan cami görevlisinden istemek çok mu zor?

            Eğer Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum bu hususlara eğilmeyecekse, o zaman halka dini doğru bir şekilde anlatacak başka neresi vardır? Bilmek istiyoruz.

            Ayrıca Devlet memuru olan din görelilerinin dini, partili siyasete karıştırmamalarının hayati önemine rağmen, bazılarının bunu pek umursamadıkları da büyük sorun oluşturmaktadır. Zaten değişik adlar altında bölük pörçük olmuş halkımızı, bir de muazzez dinimizi alet ederek müminleri karşı karşıya getirmek hem dinimize hem de hukuka uygun düşmez. Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda da  gerekli tedbirleri alacağını umuyoruz.

Posted in Gündem | TOPRAK HATTI GRUBUNDAN KAMUOYUNA DUYURU için yorumlar kapalı