İran savaşı eli kulağında mı?..
Trump, yakında düğmeye basar mı?..
Dünya nefesini tutmuş bölgeyi izliyor… Biz de ise ana manşet, Aziz İhsan Aktaş davası!.. Ülkece fotoğrafımız; deve kuşu misali!..
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın- nasıl olsun mutlaka her gün konuşuyor diye- bugün ne diyeceğini sabırla bekledim. Yanlış hatırlamıyorsam 5 gün önce İran’ı gündemine almıştı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı aracılığıyla şöyle duymuştuk;
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşmesine ilişkin açıklama;
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Liderler, Türkiye ile İran ikili ilişkileri ve bölgesel konuları ele aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, İran’da yaşanan hadiseleri yakından takip ettiğini, Türkiye’nin İran’ın huzur ve istikrarını önemsediğini, Türkiye’nin İran’a dış müdahale senaryolarına hiçbir zaman olumlu yaklaşmadığını belirtti.
Cumhurbaşkanımız, sorunların çözülmesinin ve bölgede gerilimin tırmanmasının önüne geçilmesinin Türkiye’nin de menfaatine olduğunu vurguladı.”
Suyuna tirit açıklama!..
Tayyip Erdoğan, İran dosyasının yükünü, kendisinden sonra taht adaylarının başında gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın üstüne yıkmış görünüyor.
Tayyip Erdoğan, dünyada İran gerilimi yaşanırken, bugün, Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri Töreni’nde konuştu, Gazze’den, Suriye’den bahsetti, İran’a değinmedi.
*
Merhum Necmettin Erbakan, Başbakan olduktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini İran’a yapmıştı. O geziyi yerinde takip eden gazetecilerden biriydim. Hatta, havadan sudan bir sebepten dolayı Tahran’da göz altına alınmıştım. Saatler sonra, yoğun diplomatik çabalarla serbest bırakılmıştım. Nezaretten çıkıp, tekrar heyete katıldığımda Erbakan hocanın beni nasıl karşıladığını hiç unutamam…
Şimdi, aşağıdaki satırları, yavaş yavaş, tane tane okumanızı rica edeceğim;
“Ben 28 Haziran 1996’da Başbakan oldum. Meclis’ten güvenoyu aldım ve Başbakan koltuğuna oturdum. İlk ziyaretime gelen ABD elçisi oldu. Bana şunu söyledi;
‘Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz. Bu bizim hoşumuza gitmedi ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben size geldim ve diyorum ki sizinle beraber çalışabiliriz. Ama altı tane şartımız var;
– Birincisi; İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız.
– İkincisi; İran’a gitmeyeceksiniz.
– Üçüncüsü; ABD üslerine dokunmayacaksınız.
– Dördüncüsü; diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi artırmayacaksınız.
– Beşincisi; Çekiç Güç’ü (askeri işgal kuvvetlerimizi) dışarı çıkartmayacaksınız.
– Altıncısı; Irak boru hattını açmayacaksınız.’
Bizim meşhur sadrazamımız Ali Paşa’nın bir sözü vardır; ‘Mühim bir iş yapmak istediğim zaman önce Rus elçisi ile konuşurum. Ne derse tersini yaparım.’ Ben de ABD elçisinin söylediklerinin hepsinin tersini yaptım.
İlk ziyaretimi İran’a yaptım. ‘İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız’ demişlerdi ama sadece doğalgaz antlaşması 2,5 milyar dolar oldu. Ve ilan ettim ki; Türkiye ile İran arasındaki ticari münasebet hacmi 10 milyar, 20 milyar değil, Almanya ile Fransa arasındaki ticaret ne kadar ise o kadar olur dedim.
ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, Ankara Elçisi Grossman’a, ‘Ne yapın edin askeri ihtilal yapıp Refah Partisi’ni iktidardan uzaklaştırın’ diye kripto gönderdi. Bu kripto bizim elimizde bulunuyor…”
*
Yukarıdaki anekdot, Tacettin Çetinkaya’nın “Başbakan Erbakan” kitabından…
Tayyip Erdoğan’ın, Trump’ın bir dediğini ikiletmediği gün gibi ortada… Merhum Erbakan, sağlığında Tayyip Erdoğan’ı eleştirirken esprili bir dille derslerinden kaçtığını anlatırdı. Demek ki; Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan’ın “Amerika” derslerini çok iyi, can kulağıyla dinlemiş!..
Alıntı: Yeniçağ Ahmet Takan