Oca 25

TARİHTE BUGÜN

25 Ocak:

750 – Emevi Devleti‘nin yıkılışına neden olan Zap Suyu Muharebesi gerçekleşti.

1918 – Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

1924 – İlk Kış Olimpiyat Oyunları, Chamonix’te başladı.

1951 – Kore Savaşı sırasında Kumyangjang-ni Muharebesi başladı.

1988 – TürkiyeBM İşkenceyle Mücadele Sözleşmesi‘ni imzaladı.

Mihrimah Sultan (ö. 1578)

Robert Boyle (d. 1627)

Al Capone (ö. 1947)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 25

AZ KURU…

Genç Üniversite’ye yeni başlamıştı. Ekonomik durumu iyi değildi. Ailesi yeteri kadar para gönderemiyordu.
Genç Mühendislik okuyordu.
Çarşıda bir lokantaya girdi;
– “Az kuru alabilir miyim?” Dedi.
– Lokantacı hali anladı.
Ağzına kadar dolu bir tabak kuru, bir de pilav getirdi.
Para ise, sadece az kuru parası aldı. Öğrenci her gün “az” dedi; lokantacı
çoook verdi.
Yıllar geçti, okul bitti. Yıllar daha da geçti.
Öğrenci bir mühendis oldu. Mühendis olarak zengin oldu.
Aklına “az kuru” geldi. Atladı okuduğu şehre gitti.
Çarşıda lokantanın olduğu yere gitti. Baktı ki lokanta yok. Hemen esnafa sordu:
– “Buradaki lokanta nerede, sahibi nerede? “
Esnaf,
– Lokanta kapandı, amca da az aşağıda oturuyor.
Tarif ettiler. Gitti evi buldu. Kapıyı çaldı. Bir adam kapıyı açtı.
-” Buyurun dedi”
– Amca ben yıllar evvel burada okudum.
Hep az istedim, sen çok verdin.
Amca öğrenciyi hatırlamadı. O her öğrenciye öyle yapardı.
– “Hatırlamadım oğlum, yıllar oldu.” Dedi.
Öğrenci:
– “Burada oturuyorsun galiba, ev senin mi amca dedi?”
Amca:
– “Yok oğlum kiradayız, hanımla ben idare ediyoruz.” Dedi.
Öğrenci:
– Peki dedi. Gitti ev sahibini buldu.
Evi satın alıp amcaya verdi. Üstüne hatırı sayılır bir paket para da bıraktı.
Amca:
– Aman oğlum ne yaptın? Ne gerek vardı? dedi.
Öğrenci:
– Amca, senin az kurun olmasaydı ben aç yatar, aç kalkardım. İhtimalle okulu bile bitiremezdim.
Şimdi öyle zenginim ki! İnan benim sana verdiğim, senin bana verdiğinden daha değersiz.
Sen hakkını helal et o bana yeter.
Sarıldılar, ağladılar…


Ah insanlık!
Cömertliğe devam. Cömertlere selam olsun…

Posted in Hikayeler | AZ KURU… için yorumlar kapalı
Oca 24

TARİHTE BUGÜN

24 Ocak:

41 – Caligula lakabıyla tanınan Roma İmparatoru Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, muhafızları tarafından öldürüldü.

1924 – Rusya‘da Sankt-Peterburg şehrinin adı, devrimci lider Lenin‘in anısına “Leningrad” olarak değiştirildi.

1986 – Voyager 2 uydusu, Uranüs‘ün 81.500 km yakınından geçti.

1989 – Seri katil Ted BundyFlorida‘da elektrikli sandalye ile idam edildi.

1993 – Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldürüldü.

Hadrianus (d. 76)

Winston Churchill (ö. 1965)

Fatma Girik (ö. 2022)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 24

DÜNYA DEĞİŞİYOR

Dünya değişirken insanlar pek de farkında olmuyor. Şüphesiz, Gutenberg’in hareketli hurufatla matbaayı keşfetmesi bütün insanlık tarihinin en önemli anlarından biridir. Ne yani? Matbaa icat oldu artık kitaplar ucuzlayacak ve herkes okuyacak diye insanların sokağa çıkıp “Yaşasın!” diye bağırdığını mı sanıyorsunuz? Ruhları bile duymamıştır. Gutenberg matbaasını 1440’ta keşfetti. Osmanlı bunu yarım asır sonra fark etmiş olmalı ki 1485’te 2. Beyazıt, matbaayla Müslümanlara hitaben kitap yayımlanmasını yasaklayan bir ferman çıkardı. İlber Ortaylı imparatorlukta zaten kitap, gazete basımına ihtiyaç bulunmadığını söylüyor. Sonuç: Dünya değişmiş ama ruhumuz duymamış.

Diğer büyük tarihî adımlar için de bu geçerlidir muhtemelen. Acaba kimse “Yaşasın Amerika keşfedildi!” diye sokaklara fırladı mı? Kimse “Bilim devrimi! Bilim devrimi!” diye bayram etti mi? Bacon’ın Novum Organum’u kaç basmış, kaç satmıştır acaba?

SELANİK’İ TERK EDERKEN Benim takıntım bilim ve teknoloji ama siyasetteki değişiklikler için de aynı şey söylenebilir mi? İlk ağızda “Hayır!” demek mümkün. Çünkü büyük siyasi değişiklikler insanları doğrudan etkiler. Fakat değişikliğin çapı, zaman ve mekân menzili hemen kavranmayabilir.

Bizim tarihimizdeki farkında olmayışlardan beni en etkileyenlerden biri, Balkan Harbi’nde Selanik düşerken bir Türk devlet memurunun makamının anahtarlarını komşusu gayrı Türk’e bırakıp, “Dönüşte senden alırım.” demesidir. Fark edememe, algılayamama bazen de lütuftur. Yahya Kemal’in Balkan bozgunu için yazdıkları geldi aklıma: Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan/ Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan/ Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyâmete dek. Ölenler hiç fark etmediler. Biz ise, daha beter, unuttuk.

İzmir’de Türk katliamı sürerken acaba ülkenin geri kalanında kaç kişi olan bitenin farkındaydı? Hele İstanbul’un “Yunan Ordusu Halife’nin ordusudur.” zırvası propaganda edilirken.

Daha nice bakar körlük, nice anlamama, kavramama… Mesela Selanik’in kaybının ne demek olduğunu şu andaki nesiller kavrayamaz. Çoğunluk “Rumeli”ni, Rumların çoğunlukta olduğu bir “şehir” sanır. Şimdi 1893 Osmanlı nüfus sayımına baktım. Selanik Vilayeti’nde Türk nüfus oranı İstanbul Vilayeti’nden fazla. Selanik %45, İstanbul %44. Bizim Atatürk düşmanları Selanik’i bir Yahudi vilayeti gibi göstermek ister. Aynı sayımda Selanik’te Yahudi nüfusu yüzdesi %3,76; İstanbul’da %5,08. Selanik, imparatorluğun ikinci büyük şehri.

KÖTÜMSERLİK YASAKLANMIŞTIR Tevekkeli değil memurun anahtarlarını komşusuna bırakması. İnanamamış, anlayamamış, kavrayamamış. Şimdi soru: Acaba bugün de böyle vahim değişiklikler oluyor da biz fark etmiyor muyuz? “Olur mu canım; öyle olsa hemen fark ederdik.” demekte acele etmeyin. Bakın yukarıdaki değişiklikler de büyüktür, bazıları olumlu ve devasa, bazıları yine devasa ama bizim hesabımız acıklı ve vahim. İki tür değişiklikte de onları yaşayanlar olan bitenin ağırlığının farkında değildi. Evet “Olmuyordur canım, olsaydı fark ederdik” deyivermeyin. Gerçekten fark eder miydiniz? Ediyor musunuz?

Günümüz Türkiyesi’ndeki rejim değişikliğinden bahsediyorum. RTÜK denilen devlet kuruluşu televizyonları tehdit ediyor: Hep kötü haberler vererek insanlarda Türkiye’de işlerin kötü gittiği kanaatini uyandırıyorsunuz. Buna izin vermeyeceğim, cezalandıracağım. Böyle bir uyarı demokrasiyle yönetilen, fikir hürriyetinin bulunduğu bir ülkede yapılabilir mi? Devlet basına “İyimser ol yoksa!” diyebilir mi?

Bakın siz farkında olsanız da olmasanız da halk farkında. Bir anket yapın bakalım ve sorun: Adalet muhalefete ve iktidara eşit davranıyor mu? Muhalif parti mensuplarına, Ümit Özdağ gibi genel başkanlara yapılanlar kanun gereği midir siyaset gereği mi? Bağımsız ve tarafsız mıdır yargımız?

Alıntı: İskender Öksüz

Posted in Gündem | DÜNYA DEĞİŞİYOR için yorumlar kapalı
Oca 23

TARİHTE BUGÜN

23 Ocak:

393 – Honorius, ortak Roma imparatoru oldu.

1556 – Çin‘in Shaanxi eyaletinde meydana gelen depremde yaklaşık 830.000 kişi ölü.

1719 – Kutsal Roma İmparatorluğu bünyesinde Lihtenştayn Prensliği oluşturuldu.

1968 – ABD‘ye ait istihbarat gemisi USS PuebloKuzey Kore deniz kuvvetleri tarafından ele geçirildi.

2005 – Viktor YuşçenkoUkrayna Devlet Başkanlığı görevine başladı.

Stendhal (d. 1783)

Naim Süleymanoğlu (d. 1967)

Salvador Dalí (ö. 1989)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 23

TÜRK KİMLİĞİNE SAVAŞ AÇAN SOKAK ÇOCUKLARINA!

Bu yazımı özellikle; Türk’ün en az 12 bin yıllık yurdu olan Anadolu’ya ortak aramanın da ötesinde, Türk’süz bir Anadolu oluşturmak ve tek olan milleti, Türk- Arap- Kürt diye üçlemeye çalışan dünün kriptoları, bugün kendisini açık eden Teslisçiler ve Papa hayranı soysuzlar okusunlar!

Yine bu yazıyı; Bebek katili Apo gibi bir piçle birlikte yola çıkarak, terörsüz Türkiye yalanıyla İsrâil’in güvenliği adına Türk milletini ve Türk devletini parçalama gayreti içinde olanlar okusunlar.

Bilhassa da bu yazıyı; Televizyon ekranlarında, taharet bezinden farksız yandaş gazetelerde ve sosyal medyada, Türk’ün, Türklüğün, Türk milletinin aleyhinde salya akıtan MÜSLÜMAN KILIKLI sünnetsizler okusunlar.

Bilinmelidir ki; Türk’ün yurdunda yaşayıp, Türk’ün imkânlarından, makamlarından, merhamet ve insâniyetinden istifade ettikleri halde, Türk’e karşı nankörlük edenlerin her biri, insanlıktan nasipsiz, iman fukarası, asla kendilerine itimat edilmemesi gereken soysuzun tekidirler.

O iğrenç atalarından kalan bitmez tükenmez kin ve husumetleri sebebiyle, ”Türklüğü ayaklarımın altına aldım, bana Türklükle gelmeyin, bundan sonra kimse Türkiye diyemeyecek” diye anıranların, bırak Türklüğü ayaklarının altına almalarını, her gün defalarca KUR’AN’I- SÜNNETLERİ haşa ayaklarının altına alıp, sonra da çıkıp meydanlarda vaaz vermekteler.

İSLÂM VE TÜRK’ÜN FARKLILIĞI.

İslâm’ı, Sırat-ı müstakim çizgisinde yaşamayı gaye edinmiş olan Türkler, İslâm’ı yaşarken; ruh âlemleri ve dünyevi yaşantılarında hem kendileri mutlu olmak, hem de dünyanın diğer milletlerini bu mutluluktan pay sahibi yapmayı insanî bir erdem olarak gören tek millettir.

Türkler, diğer Müslüman milletlerle kıyaslanamayacak kadar büyük bir farklılık arz eder. Böylesine asil ve soylu bir milleti, diğer milletlerle kıyaslamak aptallık değilse alçaklıktır!

Türkler Cesurdur, tevazu sahibidirler,

Korku nedir bilmezler, deli beyindir,

Fedakâr ve şehadet sevdasıyla Allah yolunda kanını sebil etmek için ziyadesiyle cömerttirler.

Türkler, başkalarına asla zulmetmez, aşağılamaz ve onları yok etme gibi süfli bir emel taşımazlar.

TÜRKLERİN MEDENİYET ANLAYIŞI;

Merhamet- Sevgi- Tevazu- Mutluluk- Türk töresi, İslâm ahlâkı ve bütün bu güzellikleri başkalarıyla da paylaşım isteği üzerine kuruludur.

Bu anlayış, Türkleri diğer milletlerden farklı kılıcı bir özelliktir. Zira bu anlayışın kaynakları, Türk töresi, Hak ve adâlet gibi duygulardan oluşan bir değerler manzumesidir…

TÜRK OLMAK;

Soylu, asil ve yüksek karakter sahibi, yaratılışında kendisine bahşolunan NEFHA-İ İLÂH-İ’NİN şuurunda, adâlet ve merhamet ehli, cesur ve cömert olmak demektir…

TÜRK MİLLETİ;

Binlerce yıllık tarihi içinde Dili, Kültürü, Töresi, Dini inançları ile yaşayan, asla ve asla zulmetmeyen, hâkimiyet sahasında hayat süren insanların soyu, sopu, inancı ne olursa olsun onların da mal, can ve namus emniyetlerini garanti altına almayı insani bir görev bilerek yaşayan, hâlen de yaşamaya devam eden ve kıyamete kadar da yaşayacak olan, Cenab-ı Allah c.c. tarafından seçilerek İslâm’a muhtar kılınan, mübarek ve müstesna bir millet olup, insanlık âleminin en nadide süsü ve paha biçilemez bir kolyesidir!

(Bak; Mâide Sûresi Âyet- 54)

TÜRKLER VE HADİS-İ KUDSİ.

Yüce Allah buyurdu ki; ”Benim bir ordum vardır, onlara Türk adını verdim, doğuya yerleştirdim. Âleme düzen ve adâlet sağlamaya memur kıldım”

(Divanı Lûgat-it Türk. Sayfa 292, İstanbul 1333)

Allah, insanlığın istifadesine TOPRAK, SU, HAVA ve TÜRK gibi dört müstesna nimet sunmuş olup, insanlar ilk üçü ile biyolojik varlıklarını sürdürürlerken, Türk’ün hâkim olduğu coğrafyada da Adâlet ve Hakkaniyet ölçüleri içerisinde, Mal, Can ve Namus emniyeti sağlanmış bir şekilde mutlu ve müreffeh bir hayat sürerler.

Ünlü bir Alman Düşünürü nün ”ŞU TÜRKLER GELİP ALMANYA’YI ALSALARDI, ANCAK BU SAYEDE İNSANCA BİR HAYAT YAŞAYABİLİRİDİK…” sözü bu gerçeğin en güzel bir ifadesidir sanırım. Ünlü Alman’ın bu güzel sözü, içimizdeki Türk düşmanı alçakların iğrenç suratlarına atılan bir TÜKÜRÜK olarak görüyorum.

Böyle bir milletin düşmanı olmak, Böylesi soylu bir milletin kimliğine savaş açmak;

Ne büyük bir imansızlık ne büyük bir nankörlük. Ne korkunç bir seviyesizlik ve ne büyük bir canavarlıktır!

Kaynak: Orhan Kılıçoğlu

Posted in Gündem | TÜRK KİMLİĞİNE SAVAŞ AÇAN SOKAK ÇOCUKLARINA! için yorumlar kapalı
Oca 22

TARİHTE BUGÜN

22 Ocak:

613 – Henüz 6 aylık olan III. Konstantinos, babası tarafından taç giydirilerek ortak imparator ilan edildi.

1517 – Osmanlı Devleti ile Memlûk Sultanlığı arasında Ridâniye Muharebesi gerçekleşti.

1901 – Kraliçe Victoria‘nın ölümü üzerine VII. EdwardBirleşik Krallık kralı oldu.

1905 – Kanlı PazarRus Kraliyet Muhafızları, Sankt-Peterburg‘da gösteri yapanların üzerine ateş açtı, 100’den fazla kişi öldü.

1924 – Birleşik Krallık‘ta, İşçi Partisi lideri Ramsay MacDonald başbakanlığa atandı.

Şah Cihan (ö. 1666)

Lord Byron (d. 1788)

Leonard Eugene Dickson (d. 1874)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 22

GÖRÜN GERÇEKLERİ!

Öz millî duygular gelmez taşkına

Fırsat vermeyiniz hain şaşkına

Bu vatan bu millet bayrak aşkına

Görün gerçekleri gördürün artık!

Dönün aslımıza döndürün artık!

* * *

Vicdan adaletin gerçek namlusu

Bu dünyayı sarmış bir Türk korkusu

Türk’e kurulmakta en hain pusu

Görün gerçekleri gördürün artık!

Dönün aslımıza döndürün artık!

* * *

Vatansever gençler altındı, simdi

Söyleyin bugün kim dün suçlu kimdi?

Ne milletiz ne halk yığınız şimdi

Görün gerçekleri gördürün artık!

Dönün aslımıza döndürün artık!

* * *

Bu halk, siyasetten usandı, bıktı

Baktım siyasete virüslü çıktı

Millî değerleri tamamen yıktı

Görün gerçekleri gördürün artık!

Dönün aslımıza döndürün artık!

* * *

Kime ait, kimde yurdun tapusu?

Kuruldu azimle kanla yapısı

Sömürüye döndü şimdi kapısı

Görün gerçekleri gördürün artık!

Dönün aslımıza döndürün artık!

* * *

Kenan Şahbaz

Posted in Şiirlerim | GÖRÜN GERÇEKLERİ! için yorumlar kapalı
Oca 21

TARİHTE BUGÜN

21 Ocak:

1774 – Osmanlı padişahı III. Mustafa öldü, I. Abdülhamid tahta çıktı.

1793 – Vatana ihanetten suçlu bulunan Fransa kralı XVI. Louisgiyotinle idam edildi.

1919 – İrlanda Bağımsızlık Savaşı başladı.

1942 – II. Dünya Savaşı‘nda Sirenayka Muharebesi gerçekleşti.

1954 – Nükleer enerjiyle çalışan ilk denizaltı USS NautilusConnecticut‘ta denize indirildi.

Grigori Rasputin (d. 1869)

Vladimir Lenin (ö. 1924)

George Orwell (ö. 1950)

Posted in Tarihte Bugün | TARİHTE BUGÜN için yorumlar kapalı
Oca 21

AZAPAY

‘Türk beklenendir Azapay. Türk özlenendir. Kimisi Keşmir Vadisi’nden seslenir sana kimisi de Tanrı Dağları’ndan. Kalu Bela’dan yerle gök yarılana dek, ana rahminden kıyamete dek, hak yolunda son nefesini verişinden Sırat Köprüsü’nün ucuna gelene dek bu böyle olacaktır.’

Metehan’ın ordusunu bilirsiniz. Tılsımlı okuyla yedi düvele nam, düşmana korku, dosta güven salan…

Metehan’ın bir de görünmez orduları varmış. Yedisinden yetmişine, kadınından çocuğuna, yaşlısından ahrazına ruhunu Türk’ün varlığına teslim etmiş nice askerlerinden oluşan o kutsal ordu…

İşte Azapay da o askerlerden birisiymiş. Soğuk çavmasından aşınmış elmacık kemikleri, çipil çekik gözleri, nasırlaşmış elleri, tabana kuvvetten küçülen ayakları, Ötüken rüzgarıyla dağılmış saçlarından ördüğü belikleriyle asi, bir o kadar merhamet dolu bir yüreğe sahipmiş Azapay.

O vakit sizi Azapay’ın yüreğiyle baş başa bırakalım biraz…

“Ah be Umay Ana! Ötüken’in bağrına doğarken ben, elini  bana değdirmeden mi gittin Tengri’nin yanına yoksa? Nedir bu yüreğimdeki ızdırap? Neden beliklerimin arasında esen Ötüken rüzgarında ırkıma ölüm fısıltısı var? Kurt başlı tuğların uçmağa varışı yüreğimizi, obamızı henüz dağlamışken nedir bu fısıltı? Bitmeyecek mi ha, de hele bana bitmeyecek mi ölümün bu sessiz fısıltısı?”

Ve bir anda gök gürler…

Azapay göğe bakar ve gözlerini kapatır:

“Kalu Bela’da, Tengri buyruğuna beraber baş eğdiğim sevdiğim sen mi geldin?”

Gök bir daha gürler:

‘Hayır, onu beklemeyi bırak artık. Siz Kalu Bela’da vuruldunuz birbirinize, yeryüzünde ne o seni ne sen onu… bulamayacaksınız birbirinizi. Siz, bin yıl önce birlikte secde ettiğiniz bu topraklarda sadece ölürken kavuşacaksınız. Ve sen Kalu Bela’nın hasretini yaşamaya devam edersen yeryüzünde hep yalnız kalacaksın Azapay.” der…

Usul usul yağan yağmurun bir anda hızlanmasıyla her yeri ıslanan Azapay kollarını yana açar:

“Peki senin yağmurun gibi sarılacak mı bana?”

Gök bir daha gürler:

‘Sen sırılsıklam olana dek sarılacak sana…’ der.

“Peki erce mi öleceğiz uğruna gözümüzü kırpmadığımız bu topraklarda?”

Gök bir daha gürler:

‘Yeryüzünde Türk’ü kalleşçe öldürmek isteyen o kadar çok ki; fakat unuttukları bir şey var Türk, toprağın altında da üstünde de erce yaşar, hiçbir zaman ölmez.” der.

“Peki evvelce ruhu şad olanların intikamını alamadan göçersek bu topraklardan, Kalu Bela’ya geri döndüğümüzde yüzlerine nasıl bakacağız?”

Gök bir daha gürler:

‘Azapay, sen belindeki kılıcını yeter ki eline al. Varsın o kılıç yere düşsün varsın o kılıç düşmanın kanını kurutsun. Yeter ki kılıcın, belinde kalmasın…’ der.

“Peki Türk’ün kalbi hep çetin midir? Neden yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz derler?”

Gök bir daha gürler:

‘Sarışın bozkurdu Kalu Bela’dan iyi bilirsin çünkü hep onun ardındaydık, izindeydik. Onun bir sözü var; “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastlanmamıştır.” der Türk erleri için. Evet biz Türkler savaşırken Metehan’ın tılsımlı oku gibiyiz, mazluma gelince ise mazlumun kanayan yarasına basılan tuz oluruz ki canı yanmasın deriz. İşte biz buyuz Azapay.” der.

“Son sualim şudur. Bir ses var ki “Neredesin Azapay? Sesime ses ver, özledim yüzünü göster.” diyor. Bu sesin sahibini bulamıyorum, bu sesi duydukça ızdırabım kanıma karışıyor. Kim bu kim?”

Gök bu sefer gürlemeden, bulutların arasından güneşi gösterir:

‘Türk beklenendir Azapay, Türk özlenendir. Kimisi Keşmir Vadisi’nden seslenir sana kimisi de Tanrı Dağları’ndan. Kalu Bela’dan yerle gök yarılana dek, ana rahminden kıyamete dek, hak yolunda son nefesini verişinden Sırat Köprüsü’nün ucuna gelene dek bu böyle olacaktır Azapay. Bu sebeple kulaklarından hiç eksik olmayacaktır “Neredesin Azapay?” suali, bilesin…’

Ötüken’in eteklerini sulayan yağmur, yerini kış güneşine teslim eder. Azapay’ın saçlarında biriken yağmur taneleri kış güneşini gördükçe bir bir nergis açar…

Ve ızdırabı biraz da olsa diner…

Alıntı: Ayşenaz Çimen

Posted in Yazılarım | AZAPAY için yorumlar kapalı